Peder? Günah çıkartmak için gelmiştim. Bir şey söylemene gerek yok, sadece dinle.
O evrene girdiğimde kendimi çok yalnız hissettim etrafta domuzlar kuzular ve ineklerden başka birşey yoktu. Güneş tam tepemdeydi fazla vaktim kalmadığını düşünüyordum hep. Ellerimle ağaç topladım, avuçlarım parçalandı. Edindiğim tahtalardan çalışma masası yaptım, aletler yaptım, silah yaptım. Güneş batarken korkmaya başladım, yavaş yavaş ortaya çıkan yıldızları izledikçe sonumun geldiğini düşündüm. Gidebildiğim kadar yükseğe çıktım. Bulunduğum açık alanı kazdm, kazdım, kazdım, kazdım. Elde ettiğim toprakla kendime ufak bir sığınak inşa ettim. Etraf zifiri karanlık olmuştu. Kömür çıkarmak için, gün ışığında bile girmeye korktuğum madenlere gidecek zamanım yoktu. İlk gecemde ateşin ışığına ve sıcaklığına sığınamayacaktım. Tahtadan yapılmış kılıcım o gece tek dostum olacaktı. Çok korkuyordum, etrafımı görebilmek için pencereler açtım sığınağıma, pencerelerin etrafına hendekler kazdım. Bunu yaparken beni buldular, peşimden geliyorlardı, ayak seslerini duyabiliyordum. Penceremin içinden atlayan tavuk daha da çok korkutmuştu beni. Sesler yükselirken korkum daha da fazla yükseliyordu. Bir örümceğin penceremden içeri girmeye çalıştığını gördüm. Adrenalin seviyem en yüksek noktada iken, vurdum, vurdum, vurdum. Sonra zombiler çıktı karşıma, ben çığlık çığlığa onları kılıcımla öldürürken, tahtadan yapılmış kapımda davetsiz bir misafir gördüm. Elinde ok olan bir iskelet tamamen nefret ile dolmuş bir şekilde bana saldırmaya çalışıyordu. Tahta kılıcımla iskelete saldırmaya başladım. Yanlışlıkla tahta kapımı açtım. İskeleti öldürdüm. Korkudan titriyordum, iskeleti öldürmenin verdiği rahatlıkla derin bir nefes aldım. Güneş çıkıyordu yavaş yavaş, umut doldum, mutlu oldum.
Eve girmek için arkamı döndüm… 4 ayaklı… yeşilimsi… garip bir yaratık… hemen arkamda… beni öldürmek için bekliyordu… göz göze geldik… ve… hayatımda hissetmediğim kadar büyük bir acı hissettim. Bayılmışım. Gözlerimi sahilde açtığımda kendimi toparladım. Evimi göremiyordum, çünkü bir yol veya işaret koymamıştım. Tüm aletlerim gitmiş, canım acımış ve korkudan ne yapacağımı şaşırmış halde buldum kendimi. Hayatımdaki ikinci gün aslında benim yeniden doğduğum ilk gün olarak kalıcaktı. Artık biliyordum, kendimi nasıl koruyacağımı, nasıl alet edevat yapacağımı, nasıl ışık kaynağı üretebileceğimi.
Bu yazı Emre İnal‘a adanmıştır. Dayanamadım dostum, karşı koyamadım kendime. Bu maceraya hepimiz birden atılmalıyız aslında.